Bir Meyveli Yoğurt
- Ali Batmaz
- 20 Oca
- 1 dakikada okunur

Bir marketin floresan ışıkları altında en ağır kaybımı taşıyorum. Kimse fark etmiyor, kimse bilmiyor neden gözlerim dolu, neden nefesim dar. Kimse durup sormuyor. Zaten bu acının açıklaması da yok. Kasaya giden yol kısa ama içimdeki yol çok uzun…
Bir meyveli yoğurt beni böyle hüngür hüngür ağlatan… Evet, yanlış duymadınız. O sadece bir meyveli yoğurt ama içimde yanan bir sürü hatırayı da kapağıyla birlikte açan.
Bozo daha ben paketi elime alırken koşardı. Uyuyorsa uyanırdı. Hışırtıyı tanırdı çünkü sevincin sesi gibiydi ona. “ Hayır, o benim. Senin değil Bozo,” diye ne tatlı atışırdık. O ısrar ederdi bakışlarıyla. Konuşmazdı ama her şeyi söylerdi gözleri. Ben gülerek direnirdim, sanki kazanmak mümkünmüş gibi… Ama bilirdim, zaten yenilecektim. Dayanamazdım. O bakışların içinde sabır yoktu, acele vardı; sevgi vardı, küçük bir oyun vardı. Ve ben her seferinde isteyerek kaybederdim. Kazananın kim olduğu hiç önemli olmadı. Önemli olan o kısa anın kendisiydi. Gülüşüm, onun bakışıyla yarıda kalırdı; zaman dururdu, dünya küçülürdü. Sadece biz kalırdık.
Şimdi aynı yoğurt elimde. Ama Bozo yok. Yanımda değil, ayaklarımın dibinde değil, gözlerimin içinde hiç değil. Meğer bazı yokluklar çok gürültüsüzmüş. Bir ölüm gibi değil, bir alışkanlığın kırılması, bir hışırtının cevapsız kalması, bir seslenişin boşa düşmesi gibi… Ne bağırır ne çağırır. Bir kaşık yoğurt, bir koltuk, bir alışkanlıkta gelir. İnsan en çok, kimseye anlatamadığı yerde yanarmış.
Kaşık ağzıma giderken aklım geride kalıyor. Yoğurt ekşi değil- EKSİK.


Yorumlar