top of page
All Posts


M. YAĞIZLI
Veteriner bazen böyle ani olabileceğini söyledi. Kalp dedi, başka bir şey olabilir dedi. Ama aslında sebep çok da önemli değildi. Çünkü sonuç değişmiyordu. Eve döndüğümde oyuncakların yerdeydi, mama kabın doluydu. Bir tek sen yoktun. Ve o yokluk bütün evi dolduruyordu. 🐾


E. YAĞIZ
Sabah kalktığımda ev çok sessizdi. Normalde mama saatini hiç kaçırmazdın. Seni çağırdım, ses yoktu. Yanına gidip baktığımda uyuyor sandım. Ama dokunduğumda anladım ki artık uyanmayacaksın.


M.C. NAZLI
Son günlerde biraz daha durgundun. Eskisi gibi koşup oynamıyordun. Ben de “hava değişti ondandır” diye düşündüm. O akşam mama koydum, kokladın ama yemedin. Gece yanına baktığımda nefesin çok hafifti. Sabah kalktığımda ise tamamen durmuştu. Ev aynıydı ama bir şey eksikti.


A. NUR
Bir akşam eve geldiğimde kapıyı açtım ve ilk defa beni karşılamadın. Önce garip geldi ama çok düşünmedim. Mutfağa geçtim, mama kabın doluydu. Sonra salona baktım. Yatağında uzanıyordun. Uyuyor sandım. İsmini söyledim, birkaç kez çağırdım ama hiç tepki yoktu. Yanına gidip dokunduğumda içime bir soğukluk indi. O an anladım ama kabullenmek çok zor oldu.


E. ŞANLI
Yağmur yağıyordu o gün. Camın önünde yatmayı çok severdin. Saatlerce dışarıyı izlerdin. O gün de oradaydın ama çok sessizdin. Yanına gidip başını okşadım. Hiç hareket etmedin. Nefesin çok hafifti. Bir süre sonra tamamen durdu. O an hiçbir şey söyleyemedim. Sadece yanında oturup uzun süre bekledim. Şimdi her yağmur yağdığında istemeden pencereye bakıyorum. Çünkü bir zamanlar orada seni görmeye alışmıştım.


M. TUNCSEL
Bir süredir daha çok uyuyordun. Eskisi gibi koşup oynamıyordun. Ama yine de yanımdan ayrılmazdın. O gün mama koydum, kokladın ama yemedin. Gece yanına baktım, nefesin çok hafifti. Sabah kalktığımda tamamen durmuştu.


G. YAĞIZ
Son haftalarda biraz kilo vermiştin. Daha az yemeye başlamıştın. Ama yine de gelip başını elime sürtüyordun. Ben de geçer sandım. O gece yanıma gelmedin. Sabah seni yerde buldum. Uyuyor sandım ama değildi. Veteriner kalp olabilir dedi. Sebebi ne olursa olsun sonuç aynıydı. Eve döndüğümde mama kabın, oyuncakların, her şey yerindeydi ama sen yoktun.


M. Yıldız
O gün bütün gün pencerenin önünde yatmıştın. Dışarıyı izliyordun. Ara ara başını kaldırıp bana bakıyordun. Akşamüstü yanına gittim, başını okşadım. Hiç hareket etmedin. O an anladım ama kabul etmek istemedim.


F. TÜRK
Bir akşam televizyon izlerken fark ettim ki hiç hareket etmiyorsun. Hep aynı yerdeydin. Önce rahatsız etmek istemedim. Sonra içime bir korku düştü. Yanına gittim. Uyuyor sandım ama değildi.


P. Sevgili
Kapıyı açtığımda evde garip bir sessizlik vardı. Normalde bir yerlerden çıkıp bana bakardın. O gün çıkmadın. Salona gittiğimde yerde uzanıyordun. O an içimde bir şey çöktü.


75 Günlük Bir Emanet…
Hayatın terazisi görünmüyor. Aynı binada iki ayrı kader yazılıyordu sanki. Ağır hasta olan tutundu hayata, güçlü sandığım erken yürüdü ışığa. Biri gitmek için çağrıldı, gitti. Biri kalmak için yazılmıştı, kaldı. İkisinin ortasında “kontrol” dediğimiz şeyin aslında ne kadar büyük bir yanılsama olduğunu iliklerime kadar hissettim. O minik can ilk beni bulduğunda gözleri enfeksiyondan kapanmıştı. Görmüyordu ama güveniyordu. Dokununca kaçmıyordu. Diğerleri gibi bir histi. Kedişle


Her Damla Bozo’ ydu…
Dün uzun zaman sonra ilk kez yemek yaptım. Bunu yazarken bile tuhaf geliyor. Sanki çok sıradan bir cümle ama benim için büyük bir eşik. Ev gibi hissetmek istedim belki de… Ya da ev hissinin hala mümkün olup olmadığını kendime kanıtlamak. Markete girdim. Rafların arasında dolaşırken içimde minik bir kıpırtı vardı. Hani insan unuttuğunu sandığı bir şeyi hatırlar da, tam emin olamaz ya… öyle. Eve geldim. Dolaba yerleştirirken, yemeği hazırlarken hislerim fena değildi. Tereyağı k


Bozo’ nun Ardından: Sessiz Nöbetçilerim
Bozo gittikten sonra sessizlik, başka bir türden kalabalığa dönüştü. Bahçede, kapının önünde, sokakta, masamda, koltuğumda, gittiğim kafede bile… Kediler. Hep gelirdi bazıları ama şimdi sanki başka bir niyetle geliyor gibiler. Daha çoklar, daha yakınlar… Nereye gitsem ordalar. Eskiden bu kadar değillerdi, şimdi her biri sanki sırayla nöbette. Beni izliyor, takip ediyor, yanımda sessizce oturuyorlar. Ne yemek için, ne mama için… Sadece varlıklarıyla bir şey söylüyor gibiler.


Bir Meyveli Yoğurt
Bir marketin floresan ışıkları altında en ağır kaybımı taşıyorum. Kimse fark etmiyor, kimse bilmiyor neden gözlerim dolu, neden nefesim dar. Kimse durup sormuyor. Zaten bu acının açıklaması da yok. Kasaya giden yol kısa ama içimdeki yol çok uzun… Bir meyveli yoğurt beni böyle hüngür hüngür ağlatan… Evet, yanlış duymadınız. O sadece bir meyveli yoğurt ama içimde yanan bir sürü hatırayı da kapağıyla birlikte açan. Bozo daha ben paketi elime alırken koşardı. Uyuyorsa uyanırdı


Bir Ay…
Tam bir ay oldu bugün, Bozo gideli. Uykumdan ağlayarak uyandım; sanki ilk günmüş gibi. Gece yatarken “ yarın ayın 13’ü” dediğim an, kalbim bunu bir hatırlatma gibi cebine koymuş. Sabah, o hatırlatma gözlerimi yaşlara boğdu. Bir ay önce Bozo’m vardı. Bu cümle hala boğazıma takılıyor. “ Vardı” demek, bir varlığın sadece gitmesini değil, hayatın içinden çekilmesini de kabul etmek demek… Bu yüzden yazıyorum. Çünkü yazmak, onun adını hala dünyada tutmamanın bir yolu. Çünkü yazmak


İçini Açmadan İçinden Anlayanlar…
Sanırım kayıpların, derin acıların en zor taraflarından biri de şu: Acıyı iliklerine kadar yaşarken, aynı anda hayatın senden kaldığın yerden devam etmeni beklemesi… İçin yanıyor, kalbin sıkışıyor ama işe gitmen gerek. Bir şeyler yapman, konuşman, gülümsemen… Çünkü yapmazsan kimse senin yerine yapmayacak. Zaman dışarıda su gibi akarken, senin içinde durmuş oluyor. Bir adım bile zor gelirken, dışarıdan bakınca güçlü görünüyorsun. Bazen o kadar iyi maske takıyoruz ki, insanlar


Kalbimin Park Yeri
Kalbimin Park Yeri 2016’ dan beri her yılbaşı bizimdi. Bozo’ nun şapkası, fotoğraf çekme inatlaşmalarımız, tripleri, nazları ama sonunda verdiği o havalı pozlar… O heyecan, o hazırlık… Bu yıl yok… Şapkası yok, pozları yok. Sadece onun kokusunu taşıyan birkaç eşya ve gözlerimde hiç kurumayan bir hüzün var. Evet, Bozo artık başka bir biçimde benimle. Varlığı kalbimde, anılarımda… Ama bu, birlikte geçiremediğimiz ilk yılbaşı. Bu ilk sene. Ve bu “ilkler” o kadar ağır, o kadar


Burası Bir Mezar Değil, Benim Bahçem
Buraya “mezar” diyenler oluyor. Bir çit, bir isim, biraz toprak… İnsan alıştığı yerden kelimelerle konuşuyor acıyla… Kazılan bir mezar değil burası, benim bahçem; hatıraların kök salacağı, sevginin, bağlılığın toprağa can verdiği, ölümün değil, saf ve koşulsuz duyguların iz bıraktığı bir alan… Toprağın altına bir beden değil, üstüne bir ömürlük sevgi bıraktım. Biraz durup baktığınızda anlıyorsunuz: Burada yokluk değil, başka bir varoluş biçimi duruyor. Bu yazı da bir mezar


İyi İnsanlar Hala Var…
Dün gece sabaha karşı uyudum. Sitenin son hazırlıkları… Her detayıyla ilgilendim, seçtiğim her yazıya, her fotoğrafa bir damla gözyaşı karıştı. Aynı anda hem en derin acıyı, hem en yüksek mutluluğu yaşamak nasıl mümkün oluyor, hala anlayamıyorum. Kelimelerle anlatması çok güç… Yükseldiğim yer gökyüzü, düştüğüm yer zemin bile değil, yerin kat kat altı… Bozo ilearamdaki bağ sadece insan ve bir hayvan arasında değil, başka bir düzlemde kurulmuş bir sevgi bağıydı. Sanırım bu yüzd


Kalbimde Açan Bozo Çiçeği…
Kaybettiğin canını özlemek tarif edilemeyecek kadar zor bir duyguymuş… Ne gittiğin yer ne yaptığın şey ne de yanında olan insanlar hafifletebiliyor o hissi. Yanı başında nefes alışına, sesine, bakışına alıştığın birinin bir anda sessizliğe karışması, alışkanlıklarının boşluğa dönüşmesi öyle bir çörekleniyor ki içine, nefesin yetmiyor. Kalpte öyle bir yer açıyor ki hiçbir şey dolduramıyor. Bazı anlar oluyor ki özlem dalga dalga büyüyor. Bir bakış, bir fotoğraf, bir eşya hepsi
bottom of page
