75 Günlük Bir Emanet…
- 17 Şub
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 21 Şub
Hayatın terazisi görünmüyor. Aynı binada iki ayrı kader yazılıyordu sanki. Ağır hasta olan tutundu hayata, güçlü sandığım erken yürüdü ışığa. Biri gitmek için çağrıldı, gitti. Biri kalmak için yazılmıştı, kaldı. İkisinin ortasında “kontrol” dediğimiz şeyin aslında ne kadar büyük bir yanılsama olduğunu iliklerime kadar hissettim.
O minik can ilk beni bulduğunda gözleri enfeksiyondan kapanmıştı. Görmüyordu ama güveniyordu. Dokununca kaçmıyordu. Diğerleri gibi bir histi. Kedişler, köpüşler bir şekilde buluyor beni; galiba mahallede “acil şefkat noktası” diye kaydım var. Bu kez veterinere kendim götüremedim. Koşullar, sorumluluklar üst üste gelince yetişemediğim anlar oluyor. Ama iyi ki yalnız değilim. Sağ olsun, geldi ve kendisi aldı. İnsan bir süre sonra şunu anlıyor: Birlikte pek çok hayvana sahip çıkmaya başlayınca bu artık tek kişilik bir çaba olmaktan çıkıyor, bir dayanışmaya dönüşüyor. Basit bir enfeksiyon sandık önce. İlk tedaviden bir hafta sonra almaya gitmiştim. Sahil onun yuvasıydı, özgürlüğüydü. Ayakta bile duramadı. Kendini sağa sola attı, dengesi yoktu. O haliyle dışarı bırakmak, göz göre göre kaybetmek olurdu. Sonra testler, tahliller, bekleyiş… Teşhis ağırdı: FIP… Veteriner uzun ve zorlu bir tedavi süreci olacağını söylediğinde, içimden sadece şunu geçirdim: “Tamam, birlikte yürürüz.”
Onun tedavisi başladığında Bozo hasta değildi. Her şey bir anda oldu ve 10 gün içinde onu kaybettim. Bir can yaşasın diye uğraşırken, hayat sessizce en sevdiğimi benden aldı. Üst katta yoğun bakımda Bozo’ ya ağlarken, alt kata inip iyileşmeye tutunan başka bir canı görmek tarif edilmesi zor bir duygu. İnsanı isyana sürüklüyor. Çünkü orası sınandığın yer. İmtihan dediğin şey, başına ne geldiği değil; iyi olmaya çalışırken gelen darbeye nasıl cevap verdiğin zaten. Bazen elinden her şey alınır ama tek bir şey bırakılır: Nasıl biri olacağını seçme hakkı. İyi olmaya devam etmek sessizdir. Kimse fark etmez. Alkışsızdır, kalabalığı yoktur. Ve çoğu zaman yalnızdır. Tam da bu yüzden çok değerlidir.
75 gün sürdü minik savaşçının tedavisi.
Maddi olarak zor, manevi olarak yıpratıcı… Yine de tek bir gününden bile pişman olmadığım bir süreçti. Bu tür hastalıkların tedavisi gerçekten çok maliyetli. Hesap yapmak zorunda kalmak, vicdanınla cüzdanın arasına sıkışmak, kalbini en çok oradan kırıyor. Tek bir kişinin altından kalkması her zaman mümkün olmayabiliyor. Bunu çok iyi anlıyorum. Ama birlik olunca imkânsız denilen şey mümkün oluyor. Bir kişinin karşılayamadığı masraf, birkaç kişinin küçük katkısıyla tedaviye dönüşebiliyor. Eğer bir canı tamamen sahiplenemiyorsanız bile, tedavisine ortak olabilirsiniz. Tanışarak, süreci şeffaf takip ederek, küçük paylarla destek vererek… Yuva aradık. Çok aradık. Olmadı. Bazen iyi kalpli insanlar geç kalıyor, bazen şartlar yetişmiyor. Keşke hasta olduklarında daha çok insan eğilse bu canların başını okşamak için. Keşke zor demeden bağrına basanlar çoğalsa. Keşke merhamet, istisna değil alışkanlık olsa… Onu sahiplenmeyi gerçekten çok istedim. Fakat evde başka bir oğlum daha var ve hastalık riskini göze alamazdım. Bu karar sevgisizlikten değil, sorumluluktan verildi.
Bugün kapı açıldı. Gözüm Bozo’ nun hastayken kaldığı odaya takıldı. Gözlerim doldu. İçimden fısıldadım: “İyileşti annecim… merak etme.”
Dışarı çıktığında önce durdu, sonra kokladı, sonra diğerlerini gördü. Kuyruğu konuştu önce, sonra gözleri. Uzun süre kapalı kalmış bir ruhun yeniden açılışını izlemek tarifsizdi. Sevinci bulaşıcıydı. İçimde bir düğüm çözüldü. Onu doğaya geri bıraktım. Ben elimden geleni yaptım. Yolunu, kaderini, nefesini hayata emanet ettim.










Yorumlar