top of page
Sizden Gelenler


75 Günlük Bir Emanet…
Hayatın terazisi görünmüyor. Aynı binada iki ayrı kader yazılıyordu sanki. Ağır hasta olan tutundu hayata, güçlü sandığım erken yürüdü ışığa. Biri gitmek için çağrıldı, gitti. Biri kalmak için yazılmıştı, kaldı. İkisinin ortasında “kontrol” dediğimiz şeyin aslında ne kadar büyük bir yanılsama olduğunu iliklerime kadar hissettim. O minik can ilk beni bulduğunda gözleri enfeksiyondan kapanmıştı. Görmüyordu ama güveniyordu. Dokununca kaçmıyordu. Diğerleri gibi bir histi. Kedişle


Bozo’ nun Ardından: Sessiz Nöbetçilerim
Bozo gittikten sonra sessizlik, başka bir türden kalabalığa dönüştü. Bahçede, kapının önünde, sokakta, masamda, koltuğumda, gittiğim kafede bile… Kediler. Hep gelirdi bazıları ama şimdi sanki başka bir niyetle geliyor gibiler. Daha çoklar, daha yakınlar… Nereye gitsem ordalar. Eskiden bu kadar değillerdi, şimdi her biri sanki sırayla nöbette. Beni izliyor, takip ediyor, yanımda sessizce oturuyorlar. Ne yemek için, ne mama için… Sadece varlıklarıyla bir şey söylüyor gibiler.


Bir Meyveli Yoğurt
Bir marketin floresan ışıkları altında en ağır kaybımı taşıyorum. Kimse fark etmiyor, kimse bilmiyor neden gözlerim dolu, neden nefesim dar. Kimse durup sormuyor. Zaten bu acının açıklaması da yok. Kasaya giden yol kısa ama içimdeki yol çok uzun… Bir meyveli yoğurt beni böyle hüngür hüngür ağlatan… Evet, yanlış duymadınız. O sadece bir meyveli yoğurt ama içimde yanan bir sürü hatırayı da kapağıyla birlikte açan. Bozo daha ben paketi elime alırken koşardı. Uyuyorsa uyanırdı


Bir Ay…
Tam bir ay oldu bugün, Bozo gideli. Uykumdan ağlayarak uyandım; sanki ilk günmüş gibi. Gece yatarken “ yarın ayın 13’ü” dediğim an, kalbim bunu bir hatırlatma gibi cebine koymuş. Sabah, o hatırlatma gözlerimi yaşlara boğdu. Bir ay önce Bozo’m vardı. Bu cümle hala boğazıma takılıyor. “ Vardı” demek, bir varlığın sadece gitmesini değil, hayatın içinden çekilmesini de kabul etmek demek… Bu yüzden yazıyorum. Çünkü yazmak, onun adını hala dünyada tutmamanın bir yolu. Çünkü yazmak


İçini Açmadan İçinden Anlayanlar…
Sanırım kayıpların, derin acıların en zor taraflarından biri de şu: Acıyı iliklerine kadar yaşarken, aynı anda hayatın senden kaldığın yerden devam etmeni beklemesi… İçin yanıyor, kalbin sıkışıyor ama işe gitmen gerek. Bir şeyler yapman, konuşman, gülümsemen… Çünkü yapmazsan kimse senin yerine yapmayacak. Zaman dışarıda su gibi akarken, senin içinde durmuş oluyor. Bir adım bile zor gelirken, dışarıdan bakınca güçlü görünüyorsun. Bazen o kadar iyi maske takıyoruz ki, insanlar


Kalbimin Park Yeri
Kalbimin Park Yeri 2016’ dan beri her yılbaşı bizimdi. Bozo’ nun şapkası, fotoğraf çekme inatlaşmalarımız, tripleri, nazları ama sonunda verdiği o havalı pozlar… O heyecan, o hazırlık… Bu yıl yok… Şapkası yok, pozları yok. Sadece onun kokusunu taşıyan birkaç eşya ve gözlerimde hiç kurumayan bir hüzün var. Evet, Bozo artık başka bir biçimde benimle. Varlığı kalbimde, anılarımda… Ama bu, birlikte geçiremediğimiz ilk yılbaşı. Bu ilk sene. Ve bu “ilkler” o kadar ağır, o kadar


Burası Bir Mezar Değil, Benim Bahçem
Buraya “mezar” diyenler oluyor. Bir çit, bir isim, biraz toprak… İnsan alıştığı yerden kelimelerle konuşuyor acıyla… Kazılan bir mezar değil burası, benim bahçem; hatıraların kök salacağı, sevginin, bağlılığın toprağa can verdiği, ölümün değil, saf ve koşulsuz duyguların iz bıraktığı bir alan… Toprağın altına bir beden değil, üstüne bir ömürlük sevgi bıraktım. Biraz durup baktığınızda anlıyorsunuz: Burada yokluk değil, başka bir varoluş biçimi duruyor. Bu yazı da bir mezar


İyi İnsanlar Hala Var…
Dün gece sabaha karşı uyudum. Sitenin son hazırlıkları… Her detayıyla ilgilendim, seçtiğim her yazıya, her fotoğrafa bir damla gözyaşı karıştı. Aynı anda hem en derin acıyı, hem en yüksek mutluluğu yaşamak nasıl mümkün oluyor, hala anlayamıyorum. Kelimelerle anlatması çok güç… Yükseldiğim yer gökyüzü, düştüğüm yer zemin bile değil, yerin kat kat altı… Bozo ilearamdaki bağ sadece insan ve bir hayvan arasında değil, başka bir düzlemde kurulmuş bir sevgi bağıydı. Sanırım bu yüzd


Kalbimde Açan Bozo Çiçeği…
Kaybettiğin canını özlemek tarif edilemeyecek kadar zor bir duyguymuş… Ne gittiğin yer ne yaptığın şey ne de yanında olan insanlar hafifletebiliyor o hissi. Yanı başında nefes alışına, sesine, bakışına alıştığın birinin bir anda sessizliğe karışması, alışkanlıklarının boşluğa dönüşmesi öyle bir çörekleniyor ki içine, nefesin yetmiyor. Kalpte öyle bir yer açıyor ki hiçbir şey dolduramıyor. Bazı anlar oluyor ki özlem dalga dalga büyüyor. Bir bakış, bir fotoğraf, bir eşya hepsi


Hayatımın En Uzun Gecesi
Takvim 21 Aralık’ ı gösterse de, en uzun gece benim için artık o değil. Benim en uzun gecem, sevincimi umutla harmanlayarak hastaneden çıkardığım oğlumun yeniden hastalandığı ve ertesi gün kendi veterineri görsün diye beklediğimiz o gecedir. Her saniyesi içimi sızlatan, her dakikası “keşke” lerle dolu … İçten içe onun için en iyisini istemeye çalışırken bir seçim yaptım. Çaresizliğe karşı gelen merhamet sancısıyla sabah olmak bilmedi, gece uzadıkça uzadı. Daha önce de bahse


Her Acı Kendince Derin, Ama Sağlık…
Hayat bazen öyle bir yerden vurur ki, neye ağladığını değil, neden değiştiğini fark edersin. Bozo’ yu kaybettikten sonra birçok şey gibi ben de değiştim. Yas, sadece bir kaybın değil, bir uyanışın, bir fark edişin, bir dersin adıdır aslında. Yaşadığımız her acının dili, şekli, sarsıntısı farklı. İlişkiler, aile çatışmaları, maddi sıkıntılar… Hepsi insanı yoran, zaman zaman çaresiz hissettiren duygular… Kim ne yaşıyorsa, onun içinde fırtınalar kopuyordur, biliyorum. Ama benim


Hayatın Tatlı Yanı…
Meraklıydı Bozo… Ve bu merak, onun dünyaya sevgiyle bağlı oluşunun en güzel haliydi. Evde ne oluyorsa onun mutlaka haberi olmalıydı. Dolap mı açıldı? İçine girip keşif yapmadan olmaz. Çay mı yaptım, kahve mi? Önce o koklardı. Kapı mı çaldı? Kim geldi, ilk önce o bakacak. Yatak odasının kapısını kapatmaya gelmezdi, tık tık tık… Patileriyle usulca vururdu. Kapı açılana kadar vazgeçmezdi. Marketten geldiysem, poşetlerin içini kontrol etmek onun işiydi, daha ben ayakkabımı çıkar


10 GÜN…
Sadece bir rakam gibi ama içinde ne fırtınalar koptu, ne geceler ağlayarak bitti, ne sabahlar ne zor başladı… Seninle olan bağım öyle bir bağ ki, gizlenmiyor, susturulmuyor, sadece sessizce yaşanıyor. O minik patilerinin yokluğunda koca bir hayat değişti. Bana sorsalar bu on günde neler yaptın diye, gün gün anlatamam belki ama şunu net söyleyebilirim: Her anım seninle dolu. Blogyazılarım, sitenin şekillenişi, içimdeki tarifsiz boşlukla kurduğum cümleler… Hepsi senin adına, se


Patron Benim…
Bir gün evde temizlik vardı ama acil bir işim çıkınca ablamızı yalnız bırakıp çıkmak zorunda kaldım. Aradan çok geçmedi, telefon çaldı. Ablamız arıyor ama konuşamıyor… Gülmekten kelimeleri toparlayamıyor. “Bozo artistlik yapıyor” diyor. Süpürge açılacaksa aheste aheste geçip koltuğa kuruluyormuş, sonra gözlerini dikip bakıyormuş. Balkona gidecekse önce bir yürüyüp, ardından iki kere dönüp bakıyormuş. Sanki “ Burası benim evim, sen kimsin?” dermiş gibi Ben telefonda onun kahka


Edepsiz Suç Bastırıyor
Daha önce yazmıştım, Bozo’ yu tanıyan herkesin onunla ilgili bir anısı vardır. Site görevlileri de buna dahil. O gün gaz kaçağı vardı. Karakışta, buz gibi bir günde hem de… Camlar kapılar sonuna kadar açık, içerisi kalabalık ve karışık… Herkes telaşlı eşyalar yerinden oynatılmış, tam bir kargaşa hakim. Saatler sonra durum normale döndüğünde, evdeki kaosu toplamaya çalışıyordum.Görevli kapımı çaldı, gülerek “Bozo evde mi?” dedi. Bir an öylece kaldım, zaten şaşkınım, her şey ü


Eve Dönünce Affetmeyen Minik Kalp
Bozo benim dışarıda kalmamı hiç sevmezdi. Bunu bazen tatlı tatlı, bazen de küskün küskün belli ederdi. Eğer bir-iki gün bir yere gitmişsem, dönüşümde beni öyle kolay affetmezdi. Normalde eve geldiğimde kapıda beklerdi. Ayak sesimi duyunca bile heyecanla koşar, miyavlamaya başlardı. Ama bir yere kaçıp iki gün dönmeyeyim… O sevgi dolu pamuk oğlum bir anda koltuktaki soğuk efendiye dönüşürdü. Kapıdan içeri girerdim, ama ne bir karşılama.. Ne mırıldanma.. Hiç kalkmazdı oturduğu y


Bozo’ dan Sonra Doğan Güç
Bozosuz geçen altıncı gün… Tüm planlar iptal. Hayatım, artık çok net bir şekilde ikiye ayrıldı: Bozo varken ve Bozo’ dan sonra. Bozo hayattayken heves ettiğim her şeyin artık bana yabancılaştığını fark ediyorum. Gitmek istediğim yerler, almak istediğim şeyler, sepetime ekleyip sonra tekrar tekrar incelediğim küçük sevinçler, not aldığım listeler… Hepsi bir başkasınınmış gibi. Çünkü o insan, ben değilim artık. “Çünkü en çok istediğim artık yok.” İnsanlar doğal olarak yas sür


Isırmak Çok Sevmek Demekti
İtiraf etmeliyim… Ben Bozo’ yu severken bazen ne yapacağımı bilemezdim. O kadar çok severdim ki, içimden taşardı sevgim. Sarılmak yetmezdi, okşamak da… O tombul yanaklarına dayanamayıp usulca ısırırdım. Tatlı tatlı sevgiden… Minicik, dikkatli ama belki canı acırdı. Hiç sesi çıkmazdı. Çünkü oğlum bilirdi. Onu incitmek istemediğimi… Sadece sevgime engel olamıyordum. Bunu o da biliyordu, hissediyordu. Görenler şaşırırdı. “Nasıl izin veriyor?” diye sorarlardı. Ama onlar bilmezdi,


Bozo Abinizden Size Hediye…
Bozo hiçbir zaman klasik bir kedi olmadı. Kedi yatağı, pofuduk evler, pusetler.. Hiçbiri ona göre değildi. O tarz şeyleri hiç sevmezdi. Onun yeri ya kucağım, ya kolumun altı, ya da yanımın dibiydi. Ben severdim aslında, ona sıcacık bir köşe hazırlamak hoşuma giderdi. Geçen kış gördüğümde “buna bayılacak” diye düşündüğüm o yumuşacık yatak, dekor gibi duruyordu. Bir kere içine girmişti. O da yalandan, gönlümü hoş etmek ister gibi bir bakıp çıkmıştı. Sonra yine o tanıdık ba


O Gün Giydiğim Acı..
O sabah, bir veda sabahıymış. Bilmiyordum. Umutluydum, sevinçliydim. Üzerimdeki kıyafetleri keyifle seçmiştim, çünkü güzel görünmek istedim ona. Yanına gideceğim için heyecanlıydım. Günlerdir ya iş çıkışı ya da öğle arası kısa süreli ziyaretler yapabiliyordum. Hep “biraz daha kalsaydım” diyerek ayrılıyordum. O gün farklı olacaktı. Kursa gitmeden önce akşama kadar yanında kalacaktım. Veteriner izin verirse kucağıma alacaktım. Şefkatle sarılacaktım. Kendimi hazırlamıştım. Am
bottom of page
