top of page

Hayatın Tatlı Yanı…




 

Meraklıydı Bozo… Ve bu merak, onun dünyaya sevgiyle bağlı oluşunun en güzel haliydi. Evde ne oluyorsa onun mutlaka haberi olmalıydı. Dolap mı açıldı? İçine girip keşif yapmadan olmaz. Çay mı yaptım, kahve mi? Önce o koklardı. Kapı mı çaldı? Kim geldi, ilk önce o bakacak. Yatak odasının kapısını kapatmaya gelmezdi, tık tık tık… Patileriyle usulca vururdu. Kapı açılana kadar vazgeçmezdi.


 Marketten geldiysem, poşetlerin içini kontrol etmek onun işiydi, daha ben ayakkabımı çıkaramadan başını torbalara sokardı bile… Bazen sinir bozucu olabilecek şeyler bile onun sayesinde gülümsetirdi beni…

Her şeye bir sorusu var gibiydi. Gözleriyle konuşurdu zaten. Sanki her seferinde “ Bu ne?” diye sorar gibi bakardı bana. O bakışlar… hala gözümün önünde… 


Ayakkabılar demişken, misafirler için bir sınavdı Bozo. Ayakkabılara bayılırdı, terliklerle oynardı. Bir gün bir arkadaşımın terliğine biraz fazla “ilgi” gösterince başlamasınlar mı sözlü kavgaya! O “miyav miyav” diğeri “ Bozoooo yapma, bırak onu!” Ben diğer odadan duyuyorum ama müdahale edemiyorum çünkü gülmekten yerlere yatmıştım. O kadar komik, o kadar kendine özgüydü ki… Resmen biriyle laf dalaşına giren küçük bir çocuk gibiydi.


Ve çantalar… Fermuar açık mı? Dikkat! Bozo orada. Kafasını sokmuş bir şeyler arıyor. Ne arıyordu bilinmez ama belli ki ilgisini çekecek bir şey vardı.

Ama biliyorum, bir yerlerde hala meraklı gözleriyle beni izliyor. Şimdi bu yazılarla onun merakını, neşesini, izlerini yaşatmak kalbime iyi geliyor.

İyi ki geçtin hayatımdan küçük dedektifim…

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page