top of page

Kalbimin Park Yeri


 

Kalbimin Park Yeri

 

2016’ dan beri her yılbaşı bizimdi. Bozo’ nun şapkası, fotoğraf çekme inatlaşmalarımız, tripleri, nazları ama sonunda verdiği o havalı pozlar… O heyecan, o hazırlık… Bu yıl yok…  Şapkası yok, pozları yok. Sadece onun kokusunu taşıyan birkaç eşya ve gözlerimde hiç kurumayan bir hüzün var.


Evet, Bozo artık başka bir biçimde benimle. Varlığı kalbimde, anılarımda… Ama bu, birlikte geçiremediğimiz ilk yılbaşı. Bu ilk sene. Ve bu “ilkler” o kadar ağır, o kadar sessiz ki… Eve sığamamak, dışarda duramamak…  Ne istediğini, ne yapmak istediğini bilememek…  Yorgunluk mu, özlem mi yoksa sadece bir durup sarılma isteği mi? Her şey birbirine karışıyor. Kalbin, zihnin ve ruhun ayrı ayrı yerlere savrulmuş gibi. Odaların sessizliği içini acıtırken, sokakların kalabalığı boğuyor insanı. Ama bir tek şey var iyi gelen: Yolda olmak…


Nereye gittiğinin, neyle gittiğinin, yanında ne olduğunun önemi kalmıyor. Bir durakta biraz nefes, bir virajda biraz gözyaşı bırakıyorsun geride. Yol seni sarıyor, yavaş yavaş toparlıyorsun… Belki eksik ama devam edecek kadar… Hayat, yollar aracılığıyla konuşuyor seninle. Her kırmızı ışık “sabret” diyor. Her kavşak “ yeniden başla” fısıldıyor. Rüzgar, içindeki fırtınayı biraz olsun dağıtıyor sanki. Tabelalar bile bazen yol gösteriyor, “buradan dön, “ ileride mola ver”, “dikkat”… Bir nevi terapi oluyor yol, düşünmeden yürüdüğün ama her adımda biraz daha hafiflediğin bir yer gibi. 

Bazen iyileşmek için bir çatıya değil, bir yola ihtiyaç duyar insan. Çünkü bazen ev değil, bir yolun kenarıdır iyileştiren. Bir kaldırım taşı, bir sokak lambası, bir banka oturup susmak…


İyileşmek, sanıldığı gibi varılacak bir yer değil. Bir hedefte bulunmaz izi.  O yolda yürüyebilmek, bazen durmak, bazen ağlamak bazense kalbinin en yorgun yerini sessizce yolun kenarına park edebilmektir.


Çünkü asıl marifet, gidecek yeri olmadan da yolda kalabilmeyi öğrenmektir. 

 

 

Yorumlar


bottom of page