top of page

Burası Bir Mezar Değil, Benim Bahçem

Buraya “mezar” diyenler oluyor. Bir çit, bir isim, biraz toprak… İnsan alıştığı yerden kelimelerle konuşuyor acıyla… Kazılan bir mezar değil burası, benim bahçem; hatıraların kök salacağı, sevginin, bağlılığın toprağa can verdiği, ölümün değil, saf ve koşulsuz duyguların iz bıraktığı bir alan… Toprağın altına bir beden değil, üstüne bir ömürlük sevgi bıraktım. Biraz durup baktığınızda anlıyorsunuz:

Burada yokluk değil, başka bir varoluş biçimi duruyor. 

 

Bu yazı da bir mezarın başında yazılmadı. Bu yazı, her sabah alışkanlıkla dönüp baktığım boşlukta yazıldı. Sesini duyar gibi olduğum anlarda, yerinde olmayan bir patiyi ararken, “birazdan gelir” diye kendimi kandırdığım her saniyede…

 

Her baktığımda bir mezara değil, bir bahçeye bakıyorum. Toprak suskun değil. Sevenlerinin üzerine serptiği çiçekler, anlatılmamış cümlelerin yerine konuşuyor. Her biri “Sen hala bizimlesin” diyor… “buradaydın” diyor, “ çok sevildin”, “unutulmadın diyor. .. Sulamıyorum, kendiliğinden yeşeriyor. Çünkü sevgi, toprağı tanıyor. Altında anılar var; koltuk kenarında uyuyakalan öğleden sonralar, kapı açılınca yükselen merak, bir bakışla “buradayım” diyen o tanıdık huzur.

 

Tahtadaki fotoğrafıyla bir vedayı değil, bir anıyı sabitledim zamana. Gitsin diye değil, kalsın diye. Zamanın aceleciliğine karşı küçük bir itiraz gibi… Gözlerine bakıyorum. Nasıl da güzel… Bir fotoğrafa sığmayacak kadar canlı, bir ana hapsolmayacak kadar derin… Tarihler bir başlangıç ve bir son gibi duruyor ama aslında eksik yazılmışlar; çünkü bazı bağların bitiş tarihi yok. . Sanki az sonra geri dönecek, çitin içinden değil, kalbimin içinden yürüyecek…Bazen diz çöküyorum. Gözyaşı yas değil, sevgidir burada. Özlem büyüyor. Her gün biraz daha…

 

İçimden dökülenleri toprağa bırakıyorum. Bu bahçede ağlamak serbest…

 

Beyaz çitler sınır çizmek için değil, anılarımızı korumak için. Dağılmasınlar, savrulmasınlar diye. Rüzgâr sert estiğinde bile yerlerinde kalsınlar. Her çıta, bir hatırayı yerinde tutar; her aralık nefes alacak kadar boşluk bırakır geçmişe… İçeride kalanlar bize aittir. Dışarıda kalan zaman ise akıp gider ama çitin içinde bizim birlikte geçen hayatımız hep kalır.  

 

Yan tarafta dönen renkli rüzgârgülü, insanın içini acıtan o sessizliği bozuyor. Çünkü o döndükçe Bozo’ nun neşeli, hayat dolu hali canlanıyor içimde. Sanki bana fısıldıyor: “Üzülme, ben buradayım. Rüzgâr estikçe döneceğim, durmayacağım, kaybolmayacağım “diyor... Dokunduğum her taş, geçtiğimiz bir günü hatırlatıyor. Gülümsediğimiz, sustuğumuz, birlikte uyuduğumuz günleri…

 

Burası ne sonun adı, ne de yokluğun çığlığı… Burası bir mezar değil, benim bahçem:Sevginin toprağa değdiği ama asla gömülmediği, kalbimin en canlı yeri…

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page